Sevgili Okur,
Bilgi
kirliliğinin hat safhada olduğu şu zamanda yeni bir şeyler okumanın zorluğu
malum. Her yeni şey eğer ki faydalı veya kişiye hoş gelen bir şey değilse zihni
kirletmekten ve yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu yüzden insan artık
yeni şeylere temkinli, yeni şeyler okumaya da korkar oluyor. Okumaktan kastım
harfleri yan yana getirdiğimiz fiziksel bir eylem değil, okuduğunu belleğine
katmak.
Ben de aynı
sebeplerden yeni şeyler yazmaya korkuyorum. İçimdeki devinimleri, sorguladığım yahut
aradığım şeyleri yazmaktan, anlatmaktan korkuyorum. Ancak korkudan daha ağır
basan bir duygu daha var ki yazmak gerektiğini zihnime dolduran bir his.
Bir şeylerin
yazılması ve kayıt altında kalması gerektiğine inanıyorum. En önemlisinden en
basitine kadar her şeyin yazılıp geleceğe bir not olması gerektiğini
düşünüyorum. Bugünün hafızasını, duygusunu, sancısını yazmalı. Çünkü yarın buna
ihtiyaç olacak.
İşte benim için
var olmanın sancılarından biri de bu sorumluluk hissi. Dayanılmaz bir
sorumluluk. Yaşadığım her an üzerime yüklenmiş bir görev. Benden sonrakilere
bir iz bırakmak. Sermayem olan kısa hayatım tükenip, bedenim çürüyerek yok
olduğunda ardımda yaşadığımı ispatlayacak, “işte biri vardı, buradaydı”
dedirtecek izler bırakmak gerekliliğine inanıyorum.
Dünya benden ve
bizden sonra da dönmeye devam edecek. Biz yok olurken bir an bile durmayacak. İnsanlar
bir an olsun bizim yok oluşumuza kulak asmayacaklar. Her şey kaldığı yerden
devam edecek. Rüzgâr esecek, gün batacak, hayvanlar bitkiler hep aynı… Varlığımıza
dair tek bir iz kalmadığında bu dünyada yaşadığımızı ispatlayabileceğimiz ve kendimizi
dünyaya hatırlatabileceğimiz tek şey eserlerimiz. Bu bir kâğıttaki yazı ve
yahut bir örgü oyuncak. Geride nahoş bir boşluk, birkaç on yıl kullanılmış
cansız nesneler olmamalı.
Belki biraz
romantik yazımın sonuna gelirken, büyük şeyler vaat etmiyorum sevgili okur. Kendi
var oluşumun gereği birkaç satırı zaman zaman bırakacağım, zihninizde bir “şey”
olabilirsem ne âlâ.

Yorumlar
Yorum Gönder